Interview
Stone Cult röportajı
İstanbul underground sahnesinden çıkan Stone Cult, kısa sayılabilecek bir geçmişe rağmen adımlarını aceleye getirmeden atan gruplardan biri. İlk EP ile kendini göstermeye başlayan ekip, The Great Ritual of Night and Death ile birlikte artık daha geniş bir çerçevede değerlendirilebilecek bir noktaya ulaşıyor. Bu albüm, yeni bir kayıt olmanın ötesinde; grubun müzikal yönünü, yaklaşımını ve sınırlarını ilk kez bu kadar net ortaya koyduğu bir çalışma.
Biz de bu röportajda grubun ilk albümünü merkeze alarak; yazım sürecinden sound tercihlerine, sahne performansından günümüz müzik endüstrisine bakışlarına kadar uzanan bir çerçevede Stone Cult’un kendini nasıl konumlandırdığını konuştuk.
PitStop: Bütün ekibe selamlar. Sizlerle daha önce YouTube üzerinden bir röportaj yapmıştık. Bu sefer Pit-Stop’ın webzine formatında yazılı olarak röportaj yaptığımız ilk gruplardan biri oldunuz. Öncelikle teşekkür ederiz, hoş geldiniz beyler. Hız kesmeden başlayalım.
The Great Ritual of Night and Death ilk tam uzunlukta albümünüz ve yakın zamanda yayımlandı. Öncelikle tekrar tebrik ederiz. Albümü Türkiye ve dünya black metal sahnesiyle karşılaştırdığınızda, Stone Cult sizce henüz kendi risklerini aldı mı? Yoksa başlangıç aşamasında daha güvenli bir alanda kalmayı mı tercih etti?
Bahadır: Tüm Pit-Stop ekibine selamlar. Öncelikle bu röportaj imkânı için teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Stone Cult olarak günlük ya da anlık planlarla hareket eden bir grup değiliz. Dolayısıyla “bugün risk alalım, yarın almayalım” gibi bir yaklaşımımız yok. Belirlediğimiz konsepti en doğru şekilde işleyip dinleyiciye aktarmak bizim önceliğimiz. Rotamız net; eğer bu yolda alınması gereken riskler varsa, onları da tereddüt etmeden alarak ilerleyeceğiz.
PitStop: Albümün konseptini oluştururken ve sözleri yazarken oldukça detaylı çalıştığınızı biliyorum. Özellikle söz yazım sürecinde sizi en çok zorlayan unsur neydi?
Bahadır: Söz yazım sürecinin, beste sürecine kıyasla daha uzun sürdüğünü söyleyebilirim. “Zorlayıcı” demekten ziyade en çok vakit alan kısım, uzun vadeli bir plan doğrultusunda yazılan sözleri doğru zamanda ve doğru yerde kullanmak oldu. Bazı sözleri özellikle sonraki albümler için sakladık. Tek bir albümden ziyade bütünlüklü bir konsept inşa etmeye odaklandığınızda, bu süreç ciddi bir emek ve zaman gerektiriyor.
Ziya: Selamlar. Albümde net bir kronoloji ve kurgu hâkim; tüm sözler bu yapı üzerine kurulu. Süreç boyunca neredeyse her satırda birlikte çalıştık ve yükü paylaştık. Bahadır’ın dediğine katılıyorum; bazı sözleri bilinçli olarak ikinci albüme ayırdık. Hatta şunu söyleyebilirim: gelecek albümde bu söz yapısını çok daha detaylı bir şekilde göreceksiniz.
PitStop: Bu albüm, 2024’te yayımladığınız Extinction VI dönemine kıyasla daha bütünlüklü ve konsept odaklı duruyor. Bu evrim planlı mıydı, yoksa doğal bir süreç mi?
Bahadır: EP’yi, albümün bir ön gösterimi olarak planlamıştık ve yol haritamızı da buna göre çizdik. EP’den albüme geçiş, bu evrimin bilinçli bir parçasıydı. Bundan sonraki yayınlarımız da aynı plan doğrultusunda ilerleyecek.
Ziya: Extinction VI bir giriş anahtarıydı; albümle birlikte ana hikâyeyi anlatmaya başladık. Bu tamamen planlı bir evrimdi ve ilerleyen süreçte bu bütünlük daha da gelişerek devam edecek.
PitStop: Albümde açılışı yapan intro niteliğindeki Extinction VI ve albümün sonlarına doğru yer alan Fall of Man isimli iki enstrümantal parça bulunuyor. Özellikle ikinci dalga black metal albümlerinde sıkça karşılaştığımız bu yaklaşım, beslendiğiniz grupların bir yansıması mı, yoksa albümün kendi iç dinamikleri mi bu tür geçişleri beraberinde getirdi?
Bahadır: Aslında iki parçanın da hikâyesi farklı. Başlangıçta hem EP’yi hem de albümü açacak enstrümantal bir parça planlıyorduk. İlk etapta tamamen orkestral bir beste yaptık ancak bunun albümün ruhunu tam yansıtmadığını düşündük. Süreç içinde yaptığımız değişikliklerle ve albümün genel atmosferinden aldığımız ilhamla Extinction VI’nin son hâline ulaştık.
Fall of Man ise daha farklı bir noktadan çıktı. Magnus Ritus Noctis Et Mortis ile Holocaust arasında bir bağ kurmak istedik. Holocaust’un kapanışından ilham alan bir melodinin bu geçişi güçlendireceğini düşündük ve ortaya bu beste çıktı.
PitStop: Albümün sound’u belirli bir çizgiyi net şekilde oturtuyor ama aynı zamanda sınırlarını da belli ediyor. Sizce bu kayıt Stone Cult’un sound’unu tanımlıyor mu, yoksa hâlâ arayış sürecinde misiniz?
Bahadır: İlk röportajımızda da bahsetmiştim; grubu kurduğumuz ikinci gün dört albümlük konseptimizi belirlemiştik. Bu doğrultuda ilerliyoruz ve bu albümün, ilk bölümün sound’unu tamamladığını düşünüyoruz. Bir arayış içinde değiliz. Ancak şunu da belirtmek gerekir: anlatılan hikâyeler değiştikçe sound da doğal olarak evrilecektir. Sabit kalma gibi bir hedefimiz yok.
Bu noktada, albümün başından sonuna kadar bu sound’un oluşmasında büyük pay sahibi olan Emre Bingöl’e de teşekkür etmek isterim.
PitStop: Albüm 20 Şubat’ta yayımlandı ve hâlâ oldukça yeni. Dinleyici geri dönüşlerini de göz önünde bulundurduğunuzda, sizce albümü en iyi temsil eden parça hangisi?
Bahadır: Geri dönüşlere baktığımızda Holocaust ve Ordo Ab Chao biraz öne çıkıyor. Ancak bana göre Apocalypse, albümün tüm öğelerini içinde barındıran ve ruhunu en iyi yansıtan parça.
Ziya: Ben de net şekilde Apocalypse derim. Albümün özeti ve güçlü bir final sahnesi gibi. Dinleyici tepkileri de genel olarak bu yönde; yine de Ordo Ab Chao ve Holocaust öne çıkan parçalar arasında.
Habip: Ben de konsepti en iyi yansıtan parçanın Apocalypse olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda dinlemeyi en çok sevdiğim parçamız.
PitStop: EP ile birlikte Stone Cult sahnede kendini göstermeye başlamıştı. Albümle birlikte performanslar devam ediyor. Yakın zamanda Darkened Nocturn Slaughtercult ile aynı sahneyi paylaşmanız da dikkat çekici. Artık kemik bir dinleyici kitlesinin oluştuğunu söyleyebilir miyiz? Sahne performansınızda sizi memnun eden bir gelişim gözlemliyor musunuz?
Bahadır: Stone Cult olarak üretim ve sahne tarafını birlikte ilerletmeyi hedefledik. Darkened Nocturn Slaughtercult başta olmak üzere birçok değerli yerli ve yabancı grupla sahne alma şansı bulduk. Müziğimizi sahnede en iyi şekilde sunmaya çalışıyoruz ve konser sonrası geri dönüşler de bunu doğruluyor.
Henüz ilk albümünü yayımlamış bir grup olarak önümüzde uzun bir yol var. Ancak üyelerin geçmiş sahne deneyimleri bu süreçte bize ciddi avantaj sağlıyor. En genç üyemiz olan vokalistimizin enerjisi de bu tecrübeyi sahnede daha görünür kılıyor.
Habip: Diğer arkadaşlarımın aksine ben black metal sahnesinde daha yeni ve genç biriyim. İlk konserlerimde Dødsferd ve Darkened Nocturn Slaughtercult gibi gruplarla sahne almak benim için inanılmaz bir deneyimdi. Bu fırsat için çok mutluyum.
İlk konserlerden itibaren elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Sahnedeyken izleyicileri gözlemlemek ve birkaç olumlu tepki görmek bile beni ciddi şekilde motive ediyor. Kaç kişiye çalarsak çalalım, her zaman en iyisini vermeye çalışıyorum.
PitStop: Bildiğim kadarıyla şu an için bir plak şirketiyle anlaşmanız yok. Stone Cult bu noktada nasıl bir yol izliyor? Fiziksel formatlar için bir label ile çalışmayı düşünüyor musunuz?
Bahadır: Evet, şu an bir plak şirketiyle anlaşmamız yok. Özellikle takvim konusunda ortak noktada buluşabileceğimiz bir label çıkmadı. Bu nedenle albümü dijital olarak kendimiz yayımladık.
Fiziksel kopyalar için çalışmalarımız devam ediyor. Kısa süre içinde bu konuyu netleştirmeyi planlıyoruz.
PitStop: Global ölçekte baktığınızda, özellikle Spotify gibi platformlarda black metal üretiminin görünürlüğü ile dinleyiciye ulaşma imkânı arasında belirgin bir dengesizlik olduğu görülüyor. Stone Cult bu denklemde kendini nerede konumlandırıyor? Dijital platformları bir araç olarak mı görüyorsunuz, yoksa uzun vadede fiziksel üretim ve daha sınırlı bir dinleyici kitlesiyle ilerlemek sizin için daha anlamlı bir yol mu?
Bahadır: Dijital platformların dinleyiciye ulaşmak açısından çok önemli bir araç olduğunu düşünüyorum. Evet, tüketimi hızlandırıyorlar ama aynı zamanda üretimi de teşvik ediyorlar; çünkü basım süreçlerinin yarattığı bekleme ortadan kalkıyor.
Bu yüzden albümümüzü öncelikle dijital olarak yayımladık. Ancak bu, fiziksel üretimden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Fiziksel formatı tercih eden dinleyicilerimiz için de en iyi seçenekleri sunmak adına çalışmalarımız sürüyor.
PitStop: Kapak tasarımlarınızda şimdiye kadar kırmızı tonların ağırlıkta olduğu görülüyor. Bazı gruplar kariyerleri boyunca belirli renk paletlerini bilinçli şekilde kullanır örneğin Type O Negative ya da Agathodaimon. Stone Cult için de benzer bir görsel kimliğin oluşmaya başladığını söyleyebilir miyiz?
Bahadır: İlk EP ve albümde, renklerin ve konseptin birbirini tamamlaması bizim için önemliydi. Ancak grubun görsel vizyonu tek bir renk paletine bağlı değil.
Her albümün kendi konseptiyle birlikte, ona özgü bir renk dünyası ve görsel dili olacak. Bu yaklaşım, fiziksel ürünler ve merch tarafında da aynı şekilde devam edecek.
PitStop: Son olarak, dinleyicilerinize iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bahadır: Albümümüz henüz çok yeni, konserlerimiz devam ediyor. Ancak bir yandan da yeni kayıt sürecine başlıyoruz. Bunu ilk kez burada duyurmuş olalım. Çok geçmeden yeni bir single ile ikinci albüm evreninin kapısını aralayacağız.
Sizinle yeniden röportaj yapmak büyük bir keyifti, teşekkür ederiz.
Ziya: Sosyal medya ve konserlerde bize destek olan herkese teşekkür ederim. Albüm yayımlandı ama biz şimdiden yeni single üzerinde çalışmaya başladık ve konserlerde çalmaya da başladık. Süreç planlı bir şekilde ilerliyor, hep birlikte göreceğiz.
Habip: Herhangi bir çıkar gözetmeden, gerçekten müziğimizi destekleyen herkese, başta sizlere ve dinleyicilerimize teşekkür ederim.

