Album Review
DARKENHÖLD - LE FLÉAU DU ROCHER
Les Acteurs de l'Ombre Productions
Black Metal
09/10
"Darkenhöld, bir zamanlar kalelerin gölgelerinde yankılanan ozan şarkılarını, paslanmış bir hançerin keskinliğinde ve sisle sarılmış bir ormanın derinliğinde yeniden dokuyor. Le Fléau Du Rocher, verdiği his itibarıyla yarı uyanık bir rüyada, taş duvarlarla çevrili eski bir yapıda bir anıyı yeniden yaşamak gibi... Tarihte gizli kalmış bir ayrıntıyı bir efsanede ya da tarih kitabında bulmaya çalışmanın aksine, nefes alan tarihî bir buluntuya dokunmanın verdiği hissi taşıyan bir albüm.
Altıncı albümünde Fransız topluluk, 90'ların melodik black metal geleneğini, hayal gücünün sınırlarını zorlayan epik bir anlatımla birleştirerek kendi kulesini bir kez daha inşa ediyor. Darkenhöld'ün ruhu, salt agresyonun ötesinde, bir hikâyecinin anlatım gücüyle örülmüş bir ses mimarisi... Tıpkı açılış parçası “Codex de la Chevalerie”de olduğu gibi: ağır ağır yükselen bir yapı, yer yer şövalyelik kodeksinden kopup gelen bir ihtişamla patlayan melodiler ve ardında bıraktığı destansı atmosfer.
Albüm boyunca göze çarpan en bariz unsur, grubu benzerlerinden ayıran ince işçilik. Ne mekanik bir fırtına ne de karanlığa gömülmüş bir lo-fi çukuru. Daha çok, taş duvarlara oyulmuş freskler gibi işlenmiş gitar pasajları, zaman zaman parlayan klavye çizgileri ve pastoral bir hiddet... “Le Cortège Royal”da bu yaklaşım doruğa ulaşıyor: şatafatlı bir geçit törenini andıran düzenleme, neredeyse törensel bir yoğunluk taşıyor ve birkaç dakikalık catchy bir geçişten çok daha fazlasını sunuyor. Zafer sonrası coşkulu bir şölenin sesi gibi.
Aldébaran'ın gitar işçiliği, zaman zaman IRON MAIDEN etkili solo çıkışlarla geçmişin heavy metal mirasını çağırırken; “Troubadour” gibi parçalarda bu mirası pagan halk ezgileriyle yoğurarak adeta bir tarantellaya dönüştürüyor. Şarkı, albümün ikinci yarısına kapı aralarken yalnızca tempoyu değil, atmosferi de değiştiriyor: artık savaş alanlarında değil, bir ozanın içsel yolculuğunun eşiğindeyiz.
“L'Ascension du Mage Noir” ve ardından gelen “Dans l'Antre de la Vouivre” parçaları, albümün yalnızca yüzeysel bir nostaljiye yaslanmadığını ispatlıyor. Klavye geçişlerinin daha içsel, daha büyülü bir alan açtığı bu şarkılar, hikâyeye gotik bir derinlik katıyor. Özellikle “La Cavalerie Fantôme”un finale doğru sunduğu başkaldırı, sound'un ötesinde zihinsel bir direnişe de işaret ediyor.
Prodüksiyon tercihleri ise kusursuza yakın. Yer yer öne çıkan trampet miksinin fazlalığı dışında her şey bilinçli bir sadelikle tasarlanmış. Davulun doğallığı, bas gitarın duyulabilirliği, ambient ve gitar katmanlarının iç içe geçmişliği... Hepsi, bu hayalî evrenin gerçekliğine katkı sunuyor.
Darkenhöld, Le Fléau Du Rocher ile yarattığı bir evrenin kapılarını aralıyor. Bir kez içine girdiğinizde, taş duvarların nemini, kalkanların yansıttığı ışığı ve gecenin sessizliğinde yankılanan yeminleri hissediyorsunuz. 1993'ün melodik hiddetini bugünün düşsel lisanına çeviren bir büyü. Ve belki de bu yüzden, her şeyden öte: zamansız. Bir taşın üzerindeki yosun gibi: eski, ama yaşıyor.

